Zamanın Şimdi’si : Günü Yakala, Yarın Ne Olacağını Bilmiyorsun…

‘’Zaman kadar, dünün, bugünün, geleceğin, tüm zamanların ve hiçbir zamanın bu sonsuz dokusu kadar gizemli başka bir şeyin olmadığını kaç kez söylemişimdir kendi kendime.’’

Jorge Luis Borges (Kum Kitabı)

 

Romalı şair Horatius’un Odes adlı eserinde geçer “Carpe diem” sözü. Carpe diem quam minimum credula postero (günü yakala, yarın ne olacağını bilmiyorsun). “Ânı yaşa” diye çevirebileceğimiz bu deyişin, -hedonist bakış açısıyla ele alındığında- “yarını düşünmeden gününü gün etmek” olarak algılanmasına karşın, biz, şimdiki zamanın değerini vurguladığını da varsayabiliriz. Ânı yaşamak anlamına gelen carpe diem, şimdide kalmak ve varlığın farkında olmaktır. Yitirilmiş geçmiş ve bilinmez geleceğin kaygıları içinde bocalayan insansoyunun ayakta durabileceği tek zemindir şimdiki zaman. Geçmişten geleceğe doğru savrulurken, -hem fiziksel hem de simgesel anlamda- nefes alabileceğimiz tek yaşam alanımızdır. Carpe diem, şimdinin ve zamanın farkındalığıdır.

 

Zaman…

’Yaşamın efendisi olan insan ölümün de efendisidir.’’ Jorge Luis Borges (Kum Kitabı)

 

İnsan hem zamansal hem de zamanda olandır.  Zamansal olmak ölümlü olma nedenidir. Sonlu olma durumu insan için en büyük kaygı kaynağıdır ancak hayata anlam veren de budur. Ölümlü olduğunun bilincinde olan tek canlı insandır ve bu bilinç insanı hayvanlardan ayıran, ona insan olma ayrıcalığını veren temel yetilerden birisidir. Zamanda olmaksa değişimi getirir; insan zamanda yol alır, değişerek ve dönüşerek. Her an yeni bir ben doğar; bebeklikten yaşlılığa, geçmişin anılarından gelecekteki umutlara, akıldan sezgisel alana geçerek bölünen, çoğalan, her an ölüp küllerinden yeniden doğan ben’ler toplamıdır insan.

 

Borges’in dediği gibi evren kozmik bir şakaysa eğer, hayat da o şakanın izdüşümü olabilir mi? İnsanın kendine ait kainatı, evrenin kısa tarihinin bize düşen kısmı. Yaşam… payımıza düşen zaman.

 

Öyleyse Zaman…

Tanrı kavramından sonra felsefenin en çok ele alınan, tartışılan konusudur zaman. Aziz Agustinus’un ‘Eğer hiç kimse bana onun ne olduğunu sormazsa biliyorum. Fakat soran kişiye onu açıklamak istersem, bilmiyorum’’ diye anlattığı da zamanın anlamsal açıdan ele geçirilemez oluşudur. Üzerine düşündükçe ve kavramaya çalıştıkça uzaklaşır. Asırlardır mitolojinin, dinlerin, felsefenin ve bilimin çözmeye çalıştığıdır. Yaşamın ve ölümün anahtarı; varlığın sırrıdır bir anlamda.

 

@Salvador Dali

 

Zaman kavramı çoklu algı ve anlamlara gebedir. Zaman hakkında düşündüğümüzde bir şey yapmak için geçen süreyi, saatin ilerlemesini, doğan günü ya da yaşımızı zaman olarak algılarız. Oysa bunlar zaman değil onun ölçülme ve algılanma halleridir. Bu kavram tek bir gerçekliği işaret etmez; hem doğanın sabit fiziksel süresini hem de insan algısının değişen, sübjektif süresini kapsar. O halde fiziksel zaman ve algısal zaman olarak iki alt başlıkta düşünmek onu anlamayı kolaylaştırabilir belki. Fiziksel zaman kozmik saatin işlevi, doğaya ve evrene ait olandır. Algısal zamansa fiziğin görelilik yasasına uyarak sabit olmayan bir süreyi işaret eder. Bir gün her zaman yirmi dört saat olmasına rağmen acı içindeki bir insan için bu gün hayatının en uzun günü olabilir. Algısal zaman geçmişin anılarını ve geleceğin umutlarını içerir. Bu bir anlamda bilinçsel zamandır. Bilim genelde fiziksel zamanla ilgilenirken felsefe bilinçsel ve algısal zamanı odağa alır.

 

Zamanın Şimdi’sinde…

Geçmiş zaman ‘iz’ olarak tanımlanır felsefede; iz bırakandır, anılardır. Gelecekse beklenti ve umutlar. Şimdiyi, ânı es geçeriz. Bizler için önemli olan geçmiş ve gelecektir. Anılar biriktirir, onları belleğe çağırırız. Bir parçamız geçmişte yaşar her daim. Ve geleceğe uzanırız; umutlar biçer, amaçlar dikeriz eldeki kumaşlardan.

 

@Salvador Dali

 

Peki ya şimdi? O uçucu ân? Ele geçiremediğimiz ama elimizde kalan tek sabit nokta? Kimilerince geçmişle geleceği ayıran sınır, kimilerince  ise onları birleştiren köprü olarak kabul edilen. Yaşamımız süresince üzerinde durabildiğimiz tek nokta olmasına rağmen, daha dile geldiği anda geçmişe karışan. Varlığı bile tartışılan. Kimilerince var kimilerince yok kabul olan.

Eğer varsa; gerçek olan tek zamandır. Geçmişle gelecek arasında hem sınır hem köprüdür; hareketi sınırlayan da devamlılığı, değişimi sağlayan da odur. Geçmiş yaşanmış, bitmiştir; onu düşündüğümüz anda gerçekte yoktur, sadece bellekte yer alır. Gelecek zamansa bir gerçeklik değil olasılıktır; henüz var olmayandır, sadece beklenti ve amaç olarak bilinçte yer alır. O halde var olan tek zaman şimdidir. Sonsuz zamanda elimizle dokunabildiğimiz bir tek odur.

 

Eğer yoksa; henüz söylendiği anda bile geçmişe karışmıştır. Düşünme ile dile gelme arasındaki o kısacık zamanda yok olup gider. Bu nedenle ele geçirilemez, tutulamaz. Kaygan bir zemin gibidir, üzerinde durmanıza izin vermez. Bazı filozofların iddia ettiği üzere belki kendisi zamanın parçası bile değil sadece geçmişle geleceğin sınırında bir noktadır.

 

Felsefe tarihinde zaman kavramı gibi şimdi kavramının da çok farklı şekillerde ele alındığı görülür.

 

Antik Yunan’da Şimdi:

Eski Yunan felsefesinde geçmiş ve gelecek zaman ikincil öneme sahiptir, asıl vurgu şimdi üzerine yapılır. Günlük yaşam şimdide oluşur ve ‘’kairos’’ önemli bir kavram olarak karşımıza çıkar. Kairos, zamanın niteliğini gösteren, yaşamı ve kendini geliştirme imkânını temsil eden kavramdır. Aynı zamanda en uygun zamanın kollanması anlamına da gelir ki ancak şimdide gerçekleşebilir. Oluş ise yaşamla zamanı birleştiren harekettir, zamanı varlığın dünyasına getirir. Herakleitos için oluş, özsel anlamda bir harekettir: Her şey akar. Platon’a göre zaman döngüseldir; hareketin sonu diğer bir hareketin başlangıcıdır. Her son bir başlangıçtır. Cümlenin sonundaki nokta bir sonraki cümlenin yolunu açar. Hareket devam ettiği sürece zıt kavramlar olarak kabul edilen başlangıç ve bitiş iç içe geçer ve tek bir şeyin içinde erir.

 

Aristotales’te Şimdi:

Aristotales’te zaman anlayışının özünü şimdi kavramı oluşturur. Şimdi, zamanın özünü anlamak adına anahtar rolü oynar. İki ana fonksiyonu geçmişle geleceği ayırmak ve zamanın sürekliliğini sağlamaktır. Yani hem sınır hem de köprüdür. Aristotales’in ona yüklediği anlam çok katmanlı ve kaotiktir; şimdiyi zamanın bir parçası saymaz ancak şimdi olmadan da zaman olmaz. Genel anlamda zaman konusunda sorduğu ilk soru da onun varlığa mı yoksa yokluğa mı ait olduğudur. Ona göre geçmiş zaman geçip gitmiş, gelecek zamansa henüz var olmamıştır. Yani geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur. Şimdi, varlığın kendini görünür kıldığı tek zaman olmasına rağmen şimdi dediğimiz anda bile geçip giden, geçmişe ait olandır. Ele geçirilemez, tutulamaz, zapt edilemezdir. Şimdinin varlığını algıladığımız o kısa algılama süresinde dahi yokluğa karışmıştır. Aristotales şimdiki zaman terimini kullanmaz, ân (nun, jetz) der şimdiye. Ân, geçmiş ve gelecek arasında bir geçiştir. Varlığın temellendiği yokluktur. Varlıkla yokluğun iç içe geçtiği sınır çizgisidir. Ayakta durmaya çabaladığımız kaygan zemindir.

 

Felsefede Şimdi…

Schopenhauer’a göre insanlar geçmiş zamanı pişmanlık, gelecek zamanı kaygı, şimdiki zamanı ise acı ya da can sıkıntısı olarak yaşarlar.

 

Nietzsche’ye göre şimdi, geçmişle geleceği birbirinden ayıran temel bir kavramdır. Bu anlamda bir çatışma alnının tam orta yerinde durmaktadır. Şimdi, geçmiş ve geleceği bağlayan bir göbek bağıdır. Yaşamın formu sonu gelmeyen bir şimdidir.

 

Bergson’a göre şimdiki zaman bir süreye ihtiyaç duyar. Süre geçmiş zamanın korunmasıdır. O, basit bir şekilde geçip gitmez, şimdide devam eder. Geçmişten gelenler bugünü oluşturur.

 

Dilthey, zamanı fiziksel (gerçek) zaman ve yaşamsal (algısal) zaman olarak ikiye ayırır. İçsel zaman algısı sayesinde insan kendisini sonlu bir varlık olarak algılar ki bu da hayatın özünü oluşturur. Dilthey hayatı kategoriler yoluyla yorumlar. Ona göre bu kategoriler içinde en temel olanı zamandır. Diğer kategorilerse anlam, amaç ve değerdir ve ancak zaman sayesinde önem kazanırlar. Anlam, hatırlamayla ve o da geçmişle ilişkilidir. Amaç ise gelecek beklentileri ifade eder. Değerlerse daha çok duygu dünyasıyla ilgilidir ve şimdiki zamanı temsil ederler.

 

Husserl, içsel zaman algısı ve bilimsel bir metot olarak fenomenolojiyi kazandırır felsefeye. Onun için temel olan içsel yani psikolojik zaman algısıdır. Şimdinin metafiziği kavramına tutunur. Bunun nedeni ancak şimdinin doğrudan kavranabileceğini düşünmesidir. Ona göre şimdiki zaman her üç zaman boyutunu da –geçmiş, şimdi, gelecek- içerir. Husserl, zamanı kuran bilinçle zaman tarafından kurulan bilincin birbirlerini tamamladıklarını ileri sürer.

 

Heidegger’e göre zamansallık insan varoluşunun anlamıdır. İnsan varlığı ancak bir bütünlük içinde anlam kazanabilir. Bu bütünlüğü de kaygı olarak adlandırır. Zamansallık Dasein’a kendisi nasılsa öyle olma imkanı verendir. Dasein’ın kendi geleceğine yönelmesi demek onun kendi ölümüne yönelmesi demektir. İnsanların genellikle ölümü kabullenerek otantik olmak yerine gerçeklerden kaçmayı seçtiklerini belirtir: ölüm her zaman başkalarının ölümüdür.

 

Fizikte Şimdi…

Einstein, klasik fiziğin üç boyutlu koordinat sistemine zamanı dördüncü boyut olarak ekler. İzafiyet teorisinin temel önermesi zamanın evrendeki her sistemde aynı olmadığıdır. Bu teori aynı zamanda fiziksel sabit zamanın hiç de sabit olmadığını göstererek onu algısal zamana yaklaştırmıştır.

 

Nörofizyolojik çalışmalar  şimdinin bilimsel açıklaması açısından önemli veriler sağlamıştır. Buna göre şimdi bilinci olan tek canlı insandır. Diğer canlılar şimdiyi algılar ancak bir süreç olarak anlamlandıramaz. Bu nedenle de süre ve değişimi takip edemezler. Yani ölümlü olduğu bilgisine sahip tek canlı insandır. Biz nesnel zamanı doğrudan kavrayabilecek yetiye sahip değiliz. Onu ancak şimdiki zamandan hareketle algılayabiliriz. Takvim, saat gibi zamansal veriler ancak şimdiden hareketle ve ya onunla olan mesafeye göre –öncelik sonralık ilişkisiyle- bir anlam kazanmaktadır.

 

Öyleyse şimdi…

Öyleyse şimdi, yaşamın dokunabildiğimiz tek parçasıdır. Geçmişten beslenen ve geleceği şekillendiren. Iskalanmaması gereken, kıymetli. Yaşamın iplerini elimizde tutabilmek için yakalanması gereken.

Öyleyse; günü yakala, yarın ne olacağını bilmiyorsun (Carpe diem quam minimum credula postero).

 

Kaynakça

Felsefe, Din ve Kültürde Zaman. Arslan Topakkaya. Say Yayınları, 2017.

Kum Kitabı. Jorge Luis Borges. Çeviren: Yıldız Ersoy Canbolat. İletişim Yayınları, 2014.

 

Zamanın Şimdi’si!

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir